Şiddetsiz Yoga Dersi

Yoga dersi verirken dilin kullanım şekli çok önemli. Bu sebeple eğitimlerde öğrencilerin derslerinde kullanılan her kelimenin üzerinde duruyorum.

Yaptığınız kelime seçimleriyle, katılımcıların kendi doğalarına yönelik nazik bir araştırma içine girmelerini ve bunu yaparken de bedenlerini giderek daha net hisseder hale gelmelerini sağlamak uygun oluyor. Kullanılan dilin derse katılanları “yapamıyor olma” veya “hissedemiyor olma” gibi hallere sokmaması gerekiyor.

Özellikle yogaya yeni başlayan katılımcılar derse zaten biraz çekingen gelebiliyorlar. Bu durumda yoga yapmaya gelmeleri bile takdir edilmesi gerekirken, yanlış kelime seçimleriyle karşılanmaları geri adım atmalarına ve yoga hakkında “yapılması zor” bir uygulamaymış gibi düşünmelerine neden olabiliyor. Yoga yapılabilecek veya yapılamayacak bir şey değil. Fark edilebilecek bir hal. Zihnin bedenle bir olma hali.

Tabi ki sırf yoga dersinde değil, gündelik hayatta da dilin kullanımı çok önemli. İlişkilerimizde kendimizi ifade şekillerimiz hayatımızın kalitesini etkiliyor. Benim gördüğüm kadarıyla, ifadeler bazen çok yanlış yerlere gidebiliyor. Kendimizi ifade etmek isterken, sırf hangi kelimeleri seçeceğimizi ve nasıl kullanacağımızı bilemediğimiz için karşı tarafa kendini suçlanıyormuş gibi hissettirebiliyoruz. Marshall B. Rosenberg’in“Şiddetsiz İletişim” adlı kitabında bu konuyla ilgili okuduklarımdan çok etkilenmiştim. Kitabı Füsun adlı eski, sevdiğim bir öğrencim hediye etmişti. Gerçekten ne hissettiğimizi daha net bir şekilde ifade edebildiğimiz zaman ilişkilerimizin ve dolayısıyla yaşamımızın kalitesi çok yükseliyor.

Aynı arkadaşlarınızla olan ilişkilerinizdeki gibi, kendinizle kurduğunuz ilişkinin de şiddetsiz olması gerekiyor. Zaten ancak bu ilişki şiddetsiz olursa, başkalarıyla da şiddetsiz ilişkiler kurabiliyorsunuz. Buradan, insanların kendileriyle kurdukları ilişkiye araç olan bir yoga dersindeki dilin kullanımının ne kadar büyük önem taşıdığı kolayca anlaşılabilir. Genellikle katılımcılar derse açık bir algıyla, alıcı bir şekilde geliyorlar. Dersi veren kişinin halinden tavrından ve sözlerinden ister istemez etkileniyorlar. Bu yüzden kullanılan kelimeler sıradan hayatın akışındakinden daha da yoğun bir etki gösterebiliyor.

Eğer yanlış bir dil kullanırsanız katılımcının doğasını farkında olmadan terörize edebilirsiniz. Bedende varolan hisleriyle yumuşakça, nazikçe temasa geçirmek varken kendilerini aşırı zorlamalarına, belki fiziksel olarak sakatlanmalarına neden olabilirsiniz. Psikolojik olarak da zarar verebilirsiniz. Kendi doğalarıyla nazikçe bir bağ kurmalarına kapı açmak yerine, sanki eksiklermiş, hatalılarmış gibi hissettirip daha fazla gerginlik oluşumuna neden olabilirsiniz. Yoga hocalığı sorumluluk almayı gerektiriyor. Kelimelerinizin katılımcıların doğalarıyla adım adım yaklaşmalarına kapı açacak nitelikte, farkındalık içeren, titizlikle seçilmiş kelimeler olması gerekiyor.

Bu yazım da dahil olmak üzere, son yazılarımda anlattıklarıma bir akış anlatımının destek sunabileceğini düşündüğümden, bu yazımı bir akışın detaylarını yazarak sonlandırmak istedim. Bunun için örnek olarak, bir önceki yazımda bahsetmiş olduğum bir ulola akışını seçtim.

Seçtiğim ulola akışı hakkında yazdıklarım anlaşılabilir, fiziksel olarak uygulanabilir ve hissedilebilir detaylar. Yazdıklarım dışında bir çok detay daha yazılabilirdi. Herhangi bir yere bakmaya başladığınız zaman oradaki bolluğu görebiliyorsunuz. Şimdilik bu kadar detayın yeterli olduğunu düşündüğümden daha fazla yazmadım. Yazdığım detayların hepsini farketmek, uygulamak ve hissetmek başlangıç seviyesinde hemen mümkün olamayabiliyor. Düzenli uygulamayla küçük detaylar giderek daha net farkedilir, ve uygulanabilir hale geliyor. Bununla birlikte  yaptıklarınızı da daha net hissetmeye başlıyorsunuz.

Bu arada pozun yararlarını falan yazmadım. Yoga zihnin amaçlarla dolu doğasını beslemek için değil, anın içinde olanları görmeniz için bir araç. Yaptıklarınızın meyvalarını toplamak için değil, olanları görmeniz için yapılan bir uygulama. Bedende açığa çıkan hisleri olabildiğince hassas bir zeminden görmeye başladığınız zaman, gündelik hayatın akışı içinde olanları da aynı şekilde görebilmeye başlıyorsunuz. Hayatınızı daha net bir şekilde yaşıyorsunuz.

img_0351-1

Sırtüstü yatarken dizlerinizi bükerek, ayak tabanlarınızı yere getirin. Ayaklarınız oturma kemiklerine konforlu hissettiğiniz bir yakınlıkta olsun. Ayaklarınızın arası yaklaşık olarak kalça genişliğinde açıkken, rahat ettiğiniz şekilde, olabildiğince birbirine paralel olsun.

Bu şeklin içerisinde göğüs kafesinizin ve leğen kemiği etrafındaki kasların yumuşamasına davet sunun. Ayaklarınız parmakköklerinden topuklara ve topuklardan parmakköklerine doğru çift taraflı olarak uzayarak köklensinler.

Kollar bedenin iki yanındayken ve el parmak köklerinizi yerde işaret parmağının kökünden küçük parmağın köküne doğru yumuşakça genişletirken, kollarınızın koltuk altlarından parmak uçlarına ve parmak uçlarından omuzlara doğru iki yönlü uzamasıyla omuzlarınızı kulaklarınızdan yumuşakça uzaklaştırın.

Sırt üstü yatarken sakrumdan ense köküne doğru uzayın. Çeneden ense köküne doğru da yumuşakça uzamanın ardından, boynun konforlu hissettiğiniz bir şekilde doğal kavisini bulmasına izin verin.

 

Göbek deliği ve etrafındaki kasların yumuşamasına davet sunarken, nefesin doğal akmasına izin verin. Nefesin akışının farkındalığı ışığında, göbek deliği ve etrafındaki kasların özgür hareket etmesine izin verin.

Zihninizin bu bölgedeki kasların hareketini olabildiğince samimiyetle görmesine izin verin. Bu bölgedeki hareketin hislerini duyarlılıkla izleyin.

Dudaklarınız birbirine yumuşakça temas ederken, duyu organlarızın yumuşamasına davet sunun. Gözlerinizin, burnun, ağız bölgesinin, ağzın içinin, kulakların, kafa derinizin, başı saran kasların yumuşamasına izin verin. Bu bölgelerdeki kaslar hemen yumuşamak zorunda değiller fakat sunduğunuz nazik davetin etkisiyle belki yavaş yavaş yumuşamaya başlayabilirler. Böylece algınızın bedeninize doğru dönmesiyle beraber, bedeninizde varolan hisleri daha hassas bir şekilde görebilirsiniz.

 

 

Daha sonra, ellerinizdeki genişlemeyi ve kollarınızdaki uzamayı nazikçe muhafaza ederken, her aldığınız nefesle kollarınızı yukarıya doğru kaldırıp, her verdiğiniz nefesle elleriniz tekrar kalçaların yanına gelecek şekilde kollarınızı tekrar öne doğru getirmeye başlayın. Bu iki hareketin içinde akarken, hareketin bedeninizde açığa çıkardığı hisleri izleyin.

Bu iki hareketin içinde bir süre akmanızın ardından, her aldığınız nefesle kollarınızı biraz daha arkaya doğru götürmeye başlayın. Kollarınızı arkaya doğru almaya başlamanızla birlikte göğüs kafesinizin biraz ileriye doğru çıkma eğilimi gösterdiğini fark edebilirsiniz. Sakrumdan ense köküne doğru yumuşakça uzayarak omurganıza destek olun. Eğer omuz eklemleriniz rahatça müsade ediyorsa kollarınızı tamamen arkaya alarak ellerinizin tersini arkada yere getirmeyi araştırabilirsiniz.

Bu hareketlerin içinde akarken, kollarınızı konforlu hissettiğiniz ölçüde arkaya doğru götürüp daha sonra tekrar öne doğru getirebilirsiniz.

Hareketleri yaparken nefesinizle hareketi uyumlamayı araştırın. Eğer bunu yapmakta zorlanıyorsanız, hareketi biraz yavaşlatabilirsiniz. Senkronizasyonu kaybettiğinizi düşündüğünüz anda, bir dahaki hareketin sonunda biraz bekleyip, bir sonraki hareketin başlangıcıyla hareketi senkronize etmeyi araştırabilirsiniz. Nefesin her iki fazında da el parmak kökleriniz sürekli olarak genişlemeye ve kollarınız sürekl olarak uzamaya devam etsin. Bilinçli bir şekilde yaptığınız hareketlerin açığa çıkardığı hisleri olabildiğince duyarlılıkla izleyin. Hareketin boyun bölgesine ve belinize, dolayısıyla omurganıza olan etkisini fark edebilirsiniz.

Bu iki hareketin içinde akarken omuz eklemlerinizin rahat olması için, yarım dairelik kol hareketinin orta kısmını geçip kolları arkaya doğru alırken, kollarınızı özellikle parmakuçlarından omuzlarınıza doğru uzatın. Kolları yukarıdan arkaya doğru alırken, özellikle parmak uçlarından omuzlarınıza doğru uzayın ve kolları yukarıdan öne doğru alırken özellikle koltukaltlarından parmak köklerine doğru uzayın ki omuz eklemleriniz yumuşakça kulaklardan uzak kalsın.

Bu hareketlerin içinde akarken bedeninizde açığa çıkan hisleri görmesi için zihninize izin verin. Eğer isterseniz hareketi daha yavaş da yapmayı araştırabilirsiniz. Biraz daha yavaş yaptığınız zaman, belki bunun hareketlerin hissini daha çok görmenize kapı açtığını fark edebilirsiniz.