
Hayatın bazı anları var.
O anların açıklanmasına, ders çıkarılmasına, bir yere bağlanmasına gerek olmayan.
Hayal kırıklıkları, zorlanmalar, kırılmalar…
Bunlar çoğu zaman “büyüme”, “öğrenme”, “gelişim” gibi kelimelerle paketleniyor.
Sanki yaşanan şey, ancak bir faydaya dönüşürse anlamlı olacakmış gibi.
Oysa bazı anlar sadece yaşanmak istiyor.
Ne daha iyi bir versiyon yaratmak için, ne de bir sonuç üretmek için.
Zeka zaten yaşıyor.
Zaten öğreniyor.
Bunun için sürekli kendimize bir şey anlatmamıza gerek yok. Hatta bazen bu paketlerin bizi uyuşturduğunu, hissetmekten alıkoyduğunu düşünüyorum.
Bazen olup biteni olduğu gibi hissetmek yeterli.
İçinde özel bir anlam aramadan, bir şeyi düzeltmeye çalışmadan.
Hissetmeye izin vermek, bir teknik değil. İçinden geçmek gibi belki de.
Bir hedef de değil.
Sadece yaşamla temas hâli.
Ve belki de tam bu yüzden,
en gerçek yer orası.
