Mircea Lucescu

Mircea Lucescu’yu gerçekten çok severdim.

Benim için sadece büyük bir teknik direktör değildi. Bir dönemin sesi gibiydi.

Ailemle birlikte yaşadığım son evin akşamlarında o vardı.

Televizyonun içeriden geldiği, sofraların kurulduğu, balkonda oturulup uzun uzun konuşulduğu, misafirlerin geldiği, Türk kahvesi kokusunun yayıldığı günlerde…

Bir yanda Avrupa Yakası izlenirken atılan kahkahalar, bir yanda gazete hışırtısı, bir yanda maç akşamları.

O evin hatıralarında Lucescu da var.

Beşiktaş’ın 100. yıl şampiyonluğunun teknik direktörüydü.

Ercan Taner’in “Sergen attı, şampiyonluk geldi!” anlatımının kenarındaki isimdi.

Chelsea’yi 10 kişiyle 2-0 yendiğimiz gecenin kenarındaki sakin adamdı.

Ama benim gözümde onu özel yapan sadece başarıları değildi.

İnanılmaz kültürlü, mütevazı, duyarlı bir insandı.

Röportaj veren futbolcusunun omzuna paltosunu örten adamdı.

Pascal Nouma’yı motive eden kişiydi.

Beşiktaş’ın karakterine çok yakışan bir adamdı bence.

İkinci yılında da çok başarılı olacağını düşünüyordum.

Buna engel olan şeyin saha içinden fazlası olduğunu hep düşündüm. Katılmayan olabilir, bu benim fikrim.

Ama şuna hep üzüldüm: Beşiktaş’tan çok kırıcı ve eksik bir vedayla ayrıldı.

Buna rağmen duruşunu bozmadan ayrıldı .

Onun gidişiyle beraber Türk futboluna olan inancım da sarsıldı.

O samimiyet hissi bir daha aynı gelmedi.

Sonrasında Shakhtar Donetsk’te yaptıkları zaten onun nasıl bir teknik direktör olduğunu bütün dünyaya gösterdi.

Hiç adı duyulmayan bir takımı alıp Avrupa kupasına taşıdı.

Futbolda benim için gerçekten tektir.

Huzurla uyusun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir