“Önce Yin, Sonra Yang” (Ya da Tersi) Yanılgısı

Yin ve yang doğada birbirinden ayrılmış iki ayrı enerji gibi durmuyor. Bu ayrımlar, bizim hareketi ve deneyimi daha iyi tarif edebilmek için seçtiğimiz isimler. O yüzden önemli olan, bu kavramları “gerçekliğin kendisi” gibi değil; bir süre işlev gördükten sonra bizi yine doğallığa geri bırakacak araçlar gibi kullanmak.

Yoga pratiği de bu yüzden “önce yin, sonra yang” diye iki parçaya ayrılan bir uygulama olmamalı. Asıl pratik, yin ve yangın aynı anda var olduğunu doğrudan deneyimlediğinde anlamlı oluyor. Çünkü ancak o zaman ikiliklerin içine sıkışmadan, anın içinde birlik hissini öğrenebiliyoruz. Yoga’nın “birleşme” anlamı da zaten burada kendiliğinden doğrulanıyor.

Bunu pratikte, bedende daha somut bir dille tarif etmek gerekirse: Uygulamada bazen uzama, genişleme, nefesin ihtiyaç duyulduğu şekilde kullanımı gibi nitelikleri “eril” diye adlandırabiliriz. Bazen de yumuşama, bırakma, hissediş gibi nitelikleri “dişil” diye isimlendirebiliriz. Ama bunlar hiçbir zaman birbirinden ayrı değil: iç içe geçiyorlar ve bütünlüğü destekliyorlar. Bazen biri belirginleştiği için diğeri de beraberinde mümkün oluyor; ikisi de aynı anın içinde var olabiliyor.

Bu bütünlüğü gerçekten bedende anladığımızda şunu görüyoruz: “yumuşaklık” tek başına bir karakter özelliği değil; mantıklı, bağlantılı, bütünün birlikte hareket ettiği bir düzenin doğal sonucu. Fiziksel deneyim derinleştikçe psikolojik katmanlar da açılıyor. Mesela çoğu zaman “dişil” diye etiketlenen sezgi de, aslında her şeyin birbirine bağlı olduğunu daha net gördüğümüzde, o bağların içinden akmaya başlayan çok anlaşılır bir potansiyele dönüşüyor.

Toprak, su, rüzgâr, ateş gibi elementleri de böyle düşününce şu daha iyi anlaşılıyor: Ancak bütün bu elementler birlikte çalıştığında hayatın bütünlüğü hissediliyor. Ve buradalık, yumuşaklık, nefesin doğal akışı, enerjinin güvenlik ve canlılık getiren kullanımı beraber olduğunda bedende de bu doğal bütünlük hissi beliriyor. Mantık ve sezgi iç içe geçmiş bir şekilde bu bütünlüğün içinde doğal olarak ortaya çıkıyor. Bu anlayış yerleştikçe, kavramlar işlerini gördükten sonra kendiliğinden geri çekiliyor; doğal, bölünmemiş bir deneyim ortaya çıkıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir