Aksiyon – Reaksiyon

Geçen hafta verdiğim derslerde temayı “reaksiyon vermemek” üzerine kurmuştum. Reaksiyon vermemek: Yani hemen, hızlı bir şekilde tepkisel davranmamak.

Son zamanlarda okuduğum kitaplardan biri olan “Buddha  and the Quantum”da, sabit oturuş meditasyonunda, detaylara çok fazla dikkat verilip sürekli düzeltmeye gidilirse bedenin parçaya indirgendiği, his olarak da parçalar haline gelindiği yazıyordu. Kelimesi kelimesine çevirmiş olmasam da, okuduğum paragrafın buna benzer bir içeriği vardı. Bu bana esin kaynağı oldu.

Eğer parçalara önem verip, devamlı düzeltmeye gidilirse, paramparça olunur. Bunun tersi de, bütüne önem verip, hiç kıpırdamamak ve farkedilen her türlü hisse bütünün içerisinde şahit olmak. O zaman da bütün olarak kalınır. Bu kadar basit.   Bütünün resmi içerisinde ilk anlarda bedenin farklı parçalarında  kaşıntı, düzeltme ihtiyacı, ağrı gibi birbirinden farklı, rahatsız edici hisler oluşabilir. Bu noktada önemli olan, o ilk anda açığa çıkan hislere reaksiyon göstermemek, yani tepkisel davranıp harekete geçmemek. Bir kere şeklin içerisine girdikten sorna, sabitliği muhafaza etmek. Eğer hisler uzun süreli devam ediyorsa ve gerçekten çok rahatsız edici ise o zaman reaksiyona değil de, aksiyona geçilerek, yani farkındalık içerisinde bir düzeltmeye gidilebilir çünkü bu durum yanlış bir hizalamadan kaynaklanıyor olabiliir.

Bu sebeple meditasyona başlamadan önce oturma pozisyonunu rahat bir diklik içinde kalınabilecek şekilde ayarlamak önemli. Bunun için yastık, bolster, blok vs. gereken her türlü malzeme kullanılabilir. Olabildiğince rahat olmak önemli çünkü sabit oturuş meditasyonunda, hareketsizlik içinde kaldıkça meditasyonun etkisi derinleşmeye başlıyor.

Tepkisel davranarak, rahatsız hisseden bir yeri hemen harekete geçirip düzeltmek, yalnızca geçici bir rahatlık hissi veriyor ve hemen ardından başka bir düzeltmeye yol açıyor. Sabitliği muhafaza edip, katılımcı değil, şahit olarak izlemek ise, değişimi kendiliğinden başlatıyor. Bu değiştirerek olan değil, kendiliğinden olan bir değişim. Beden aynı suyun üç hali gibi, bazen buz gibi katı, bazen su gibi akıcı, bazense buhar gibi yani daha uçucu hisler barındırabilir. Bu noktada önemli olan hiç müdahalede bulunmadan izlemeye devam etmek. Değştirmemek, sabitliği muhafaza edip izlemek, içsel değişimin kendiliğinden ve kalıcı bir şekilde  gelmesine olanak sağlıyor.

Bedenden her zaman öğrenecek çok şey var. O en büyük yol gösterici. Meditasyonda ilk anda ortaya çıkan hislere tepkisel davranmamayı öğrenerek, hayatın akışı içerisinde başımıza gelen olaylar karşısında da tepkisel davranmamayı öğrenebiliriz. Duygular da, aynı bedendeki hisler gibi değişken. Biraz yavaş olmak, anlayışın gelmesi için kapı açıyor. Anlayışın gelmesi de, şefkati kendiliğinden getiriyor. O zaman yaptığımız hareketler, zihinsel reaksiyonel hareketler olmaktan çıkıp, kalpten gelen aksiyonlara dönüşmeye başlıyor.